Kimse Bilmez” üzerine bir yorum

  1. “bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende”
    çok geçtim ben bu köprülerin altından, bu şehrin sur diplerinde çok güneşler doğurdum da, kimseye yar etmedim sancıyı, sur diplerine tutuna tutuna işte, bağırmadım bile sesin düşünce ellerime..
    gitmek bazen en çok kalmakmış ya da gidenmiş aslında terkedilen, ben bunu öğrendiğimde saat on ikiyi seyrek geçiyordu, yani hep ucu ucuna yetişilmiş zamanları sık dokuyarak defolu üretim safhalarından da geçtim, bilmez kimse..
    “gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?”
    küfrengi bakışlar mırıldanırken sen, ben elimde kalan külleri yeniden yakmakla meşguldüm, hani belkilerin iğreti duruşlarıyla inilti kıvamında “kendine iyi bakların çarpımını içimde karelere bölüyordum, kalan; sıfırdı hep, tamsaygılı rakamlar saatlere düşüyordu işte, on ikiyi seyrek geçiyordu..
    “bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye
    ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe”
    eflatun demiştim, eflatun koymuştum göğün adını, eflatun kubbeler, eflatun sufleler inşa edilmiyorken şimdi bu gölgelerin ardından rengâhenk yıldızlar ifşa etsen ne çıkar, ne çıkar göğsünden..?
    saat diyorum..
    seyrek..
    ama kimse bilmez, sen de bilme.

    Güzel seçim güzel sunum hiçbişeyin dert görmesin…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>