Kategori arşivi: Dünya Unutsa Ben Unutmam

Dünya Unutsa Ben Unutmam

ANNE, bugün bayram mı gelmiş?

Gencecik hatta çocuk yaşta nefesi solmuş şu sıra sıra dizili tabutlara bak! Bugün bayramdır! Ve onlar, annelerinin elini öpmeye gelemeyecekler. Bir sonsuz rüyaya açılmış gibi gözleri.

ANNE, bugün bayram mı gelmiş?

Anaları her ne kadar yummayın kirpiklerini diye ağıtlara yaksa da kahrını, zaten kapanmıyor, açık kalmış gözleri.

Türk’ü Kürt’ü bırak hele, koyun koyuna yatıyorlar işte!

Bir bayram sabahı böyle mi olacaktı? Anneler evlatlarını tabutlarında mı karşılayacaktı? Askere düğün dernekle gönderilenler, yasla gözyaşıyla mı karşılanacaktı? Hayattayken, kapılara sığmayan evlatlar heyhat!

Tabutlara sığamıyor işte. Giyecek başka bayramlık kalmamış mı da, al bayrağı çekmişler üstlerine bu çocuklar? Daha görecek çok şey vardı oysa hayattan, Şimdi bir türlü örtemediğimiz o açık kalmış gözlerde, hangi özlemler? Hangi gençlik düşleri ve hangi yarım kalmış hayaller?

Artık, bir daha uyanması yok, bir daha doğrulması olmayan kabirden bir yatak; anne bu sabah bayram mı geldi bizim köye? Anne hakkını helal et, bayrama yetişemedim, varıp da boynuna saramadım kollarımı mı diyorsun bir türlü yumulmayan kirpiklerinde.

Susmuş içinden geçen bütün renkleri; Dizlerindeki bütün taylar hep birden kesilivermiş kör bıçaklarla; Gözlerindeki bütün kuşlar uçup gitmiş. Pazularında henüz yaprağa durmuş gencecik dalları tek tek kırılmış. Halbuki aramızdan hayatı özlemeye dair en uygun yaşta olanı odur. Tam da özlemek, tam da sevmek, tam da boy atmak, gürlemek, çağlamak, akmak yaşındadır. Kim kıydı senin kimseye anlatmadığın özlemlerine, kim çok gördü sana hayatı ve düş kurmayı? Erken gelen bu Veda gününde öyleyse, çağırın gelsin hayattayken bütün sevdikleri. Herkes en güzel elbiselerini giyinsin, herkes bayramlık esvaplarını kuşansın, dağa bayıra haber salın, tüm sevenleri koşup gelsin cenazesine.

Ana kucağı ihanet tutmaz oğul! Analar kucak satmaz, satamaz bunu iyi bil. Bütün cihan birleşse de kalem tutup, ismin çizse; Bil ki adın bende saklıdır, gözlerime mil çekilse, kesilse de dillerim, ismin bahtımdır oğul! Derler ki ,kahpelerle köpekler ana olmasın. Ah oğul, ey oğul ,ana ol da gör derim onlara, o analık ki öz kanını süte döndürür, sen ana olmaya gör; Hiçbir adres sana çıkmasa, hiçbir mektup seni bulmasa da bil ki benim kucağım seni unutmaz, ama düğünde ama kefende, senin ismin benim ruhumda, senin ismin benim göğsümdeki sütte nakışlı; Bak duy bakalım benim içimden kopan o bir tek OĞLUM kelimesi ile hangi Ağrı Dağı yarıştıracakmış boyunu posunu, hangi Erciyes Dağı boy ölçüşecekmiş benim bir tek OĞUL sözümle;

Dünya unutsa ben unutur muyum oğul? Değme kovanlarım yağma olsun, balım oğul, bahtım oğul, güzel oğul, kuzum oğul, tayım oğul, duam oğul, baharım yazım oğul, can parçam, nar tanem, yıldızım, ufkum oğul!

Beyler, ağalar, paşalar kös vurdurup bayram tutalar; Kara yazıları sırtıma giydirip, yas defterini elime vereler; Bayram onlara, yas bana oğul! İtilip kakılmak, horlanmak bize, makam, mühür, taht onlara. Kamu onlara, yasak bana! Laf onlara, kurşun sana oğul.
Ah oğul can oğul bayramlığını kara topraktan biçmiş kader! Besbelli ki Allah’tan geldin ve Allah’la berabersin, yine Allah’adır yolun.

Ama soymasınlar üzerini, üzerine toprak atanlar. Bilirim ki üşütür seni kara topraklar, soymasınlar giydiklerini, öylece yatırsınlar, uzatsınlar toprağın kara bağrına;
Hayattayken senin ve benim olmayan vatan, şimdi senin oldu mu oğul?

 

 

 

Yazıyı kimin yazdığını bilmiyorum….şu an hepimiz yazıyoruz  bi kere daha……..