Kategori arşivi: Müzikli Şiirler

İnsan Unutur mu.!?

elvedaHerşeyi unutuyoruz..

İnsan ne menem bir varlık.!

Düşüyor yaralanıyor ,acıyor, kalkıp hepsini unutuyoruz..

Hastalıktan  öleceğini sanıp çektiklerimizi bir kaç gün geçmeden unutuyoruz..

Onsuz olmaz dediğimiz nice arkadaşları, dostları , sevgileri , yollarda yolculuklarda rastladığımız kalpleri, hatta o yolları  unutuyoruz..

Selam vermeyi, günaydın demeyi,

Hoşcakal demeyi

Unutuyoruz….

Dua etmeyi ,

Yaradanı ,

şükretmeyi unutuyoruz…

Şarkılar yazıyoruz “unutulmaz deme bana” ile başlayan ,

tembih ağırlıklı sözler paylaşıyoruz ,    “sakın unutma”lı…!

Şairler de,  şiirler de ;

“Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile..!
Bari sen her gece yorgun sesiyle,
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma..” (Ü.Y.Oğuzcan)

 

Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi..
Unutmak, unutmak, unutmak….(Cahit Külebi)

Yazıyor…çiziyor…ama unutuyoruz..!

Kırıp, döküyor…döktüklerimizi toplamayı unutuyoruz..!

 

bazen,  bazıları  kendini bile unutuyor..! Kendine verdiği sözleri , acılarını, sevinçlerini  unutuyor…Kızdığını ,küstüğünü unutuyor…İstediği kadar vitamin alsın, istediği kadar hafıza eğitimleri alsın ,istediği kadar yeminler etsin…unutuyor..

Nasıl bir duygu bu..!?

Duygu mu huy mu ?!  Kadını erkeği farklı mı.!?

Akıl unutur , kalp unutmaz mı…!?

 

İnsan unutuyor mu , alışıyor mu…!?

Yokluğa mesela..!

sevdiklerimiz vefat ettiğinde  çektiğimiz acıya bakarsan bizim de ölmemiz gerekirken ,acımasızca devam eden hayat diyip , yemek yiyor, gülüyor konuşuyoruz hatta unutup kahkaha atabiliyoruz..

Şu an unutuğumuzu unuttuğum daha binlerce şey var yazılacak…

Eskiler de ne demiş ;

“Hafıza-ı beşer nisyan ile malüldür..!

yani insan hafızası hastadır; unutur.!

Hastamıyız peki..!?

 

Unutmak zorunda mı kalıyoruz..!?

 

Yoksa unutmak insana bahşedilmiş en iyi özelliklerinden biri mi.?!

Unutmasaydık , hele de acıyı ,üzüntüyü, aklımızı yitirirdik..!?

Nasıl yaşardık devam eden hayatı…?!

Unutma ; sen unutsan da kalp unutmaz…

 

 

pedaliza . yani arzu demir   25.05.2017

 

konuyla biraz alakalı, veya alakasız gibi duran ama aklıma gelen bir şarkı…;

şarkısız olmaz..! sözlerimizin direği olan onları ayakta tutan,yaşatan da müzik değilmidir..!?

Ayrılık ne biliyormusun..?!

img_0477Ayrılık ne biliyor musun?

Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
‘bulmacanın beş harfli yemek sorusuna’ yanıt aramanla halkalanmış,
‘Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı’
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
‘bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ‘
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında….

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye….

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

Şükrü Erbaş

Pedalizam 8 Yaşında

Evet efenim;
İnternet kullanımı cep telefonlarından (daha çok) yapılmaya başlandığından beridir,çok aktif olamasak da
Pedalizam 8 yıldır varlığını sürdürmeye devam ediyor…Koca bir kız oldu artık pedalizam ve kendi ayakları üstünde durmayı başarmak istiyor…şiiri, şiirin müzikle birleşimini,şarkıları,yazıları,insanları hâlâ çok seviyor…
inceldiğim yerden koptum ironisini felsefesi edinse de bir gün herşeyin çok güzel olacağına inanıyor…dünyayı güzellik, inanç ve sevmek kurtaracak biliyor…
Doğum gününü de bu aralar en sevdiği şarkıyla kutluyor…

“Her şey gönlünüzce olsun…”

Ukde 3

Eskiden oturduğun o mahalle var ya orayı özlersin.
Çocukluğunu özlersin.

Senden gidenleri özlersin.

Ölen yakınlarını özlersin.

“Artık işime yaramaz” deyip de çöpe attığın,
Ya da birisine verdiğin oyuncaklarını özlersin.
Geride bıraktığın insanları özlersin.

En kötüsü ne biliyor musun?
Özlediklerinin hiçbirisi geri gelmez.

Sadece “Özlersin”…!

Sunay Akın*

 

image

Ukde-2

image

”Ananem hep şöyle derdi bana:
Kalbini sıkmadan yaşa.!

Handancım;

Bir şeylerin sana baskı yaptığını hissettiğinde ,hemen son sahneyi düşün…
Ölüm…
Bu hayatta hiçbir şey ama hiçbir şey kalbine yük ettiğine değmez.
Ne okul,ne iş, hatta ne de aşk.
Seni sıkan,seni üzen,sana kötü hissettiren ne varsa yavaşça oradan uzaklaş…
Kendini,hataların da dahil hiçbir şey için suçlama…
Kimseyi de suçlama…
Hayatta insanın işleyebileceği tek gerçek suç,mutlu olmamaktır.”

Güneş Çavması kitabından*
Bölüm 25

Fotoğraf ;

31.Ocak. 2016
Keşap – Giresun

Hasretle kaybettiğim dedem, mekanın cennet olsun.

Kuş Ölür , Sen Uçuşu Hatırla…

kuss

Kim vurduya gitti aşkımız faili meçhul değilse nefsi müdafaadır…
Ellerimizdeki kelepçenin anahtarı sende
Kavgamızın tek seyircisi bu şehir
Tutunduğumuz tek dal içimizdeki isyandır
Söyle sevgilim sen söyle
Akan kanımızın hesabını kime soracağız?
Kim toplayacak gözyaşlarımızı
Kim koyucak sevgiyi içimize
Gittik gittik gittik
Acılara gittik
Keşkelere gittik
Ben sana sen bana gittik
Sonra öğrendik ki dünya yuvarlak,kaldık
Sen bağıra bağıra ağlardın ben susardım
Sen duvarları yumruklardın duvarlarında ellerinin izleri kan içinde
Ben içime içime oyardım kendimi
Sen çimenlere yatıp uyuyakalırdın
Ben banklara tünemiş uykusuz
Sen ot içerdin duman kusardın geceye
Ben tek sigaralık ciğerimle öksürüklerde
Sen aşka inanmazdın sen inanmazdın
Ben maviye inanırdım
Boynumdaki yorgun damarların mavisine
Beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine
Denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım
Bi de ensemde ki dövmeye inanırdım
Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla

Füruğ Ferruhzad

Seni de Vururlar Bir Gün Ey Acı

palestine-oppression
seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın, sözün, türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın

şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de

biz seni
tâ eskiden tanırız
hani göğüslerimize taş olur inerdin
avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

biliyorum
hiçbir tarih yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize
mitralyözlerin washingtondan ayarlandığını

seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın

ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

ve ibrahim’in baltasını
biliyorum

nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?

kim kimin yanında
kim kimin karşısında

meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor

kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki

seni de vururlar bir gün ey acı
filistin’de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın

öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize

pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya’da yiğitler
inancın emeğin / ve aşk’ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular…

ve ne bağdat’tan
ne şam’dan
ne mekke’den
ne diyarıbekir’den
ne istanbul’dan
ne buhara’dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor

seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe’de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

ve siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz

hani siz, fatihler doğururdunuz…

gelin kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı

‘elem yecidke yetimen feava’

ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul’un
bağdat’ın
diyarıbekir’in
mekke’nin
buhara’nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü; sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk

kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları

gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek

bunu böyle bilin; ve
unutmayın..

Ferman Karaçam