Kategori arşivi: Ertan Akyüz

Ben Ben Işıkları Sönük Bir Evin Kapısını Hiç Açmadım Ki..!

sen gözden kayboluncaya kadarmış bu şehrin güzelliği
kararlı bir ayrılığa gittin diye
nefret ediyorum bu gardan, bu otobüslerden…
bu hüzün sımsıcakken
aşka ilk kez yenilmişken
nasıl giderim sobası sönmüş evimize?
ben ışıkları sönük bir evin kapısını hiç açmadım ki!
‘‘ve insan ayrılırken de büyük olur…‘‘ diyecek kadar
cesaretli olmadım hiç…

gözyaşlarımı içime akıtıp
kabullenmeden önce yokluğunu direniyorum
sen geceyi geçerken başını cama yaslayıp
bir kar fırtınasını seyrediyorsun
beyaz bir hüzün üşütüyor seni
hırkana dolanıyorsun…
beni hatırlıyorsun, sevinçlerimizi
kavgalarımızı da…
gözündeki yaşına uymayan
bir gülüş sarıyor yüzünü
otobüs camındaki görüntünü görüp irkiliyorsun
bana bavulunu bile taşıtmadığın yolculuğuna
yeniden başlıyorsun…
dinlediğin radyo
ayrilik şarkılarıni kesip
‘‘kar yağışı ülkeyi felç etti‘‘ diye abartırken
yalnızlığına bir bensizlik taşıyorsun…

sen beni düşünmeyi suç sayarken
ben içimde açtığın uçuruma düşmeden önce
seni biriktiriyorum…
tenimde parmak izlerin, kokun…
şimdi pusuya yatmış bir kederin
beni yalnız yakalamak için öfkelendiğini biliyorum
o yüzden kalabalıklaşıyorum
düşmeden dostlarıma tutunuyorum…
biliyorlar sensizliğimi
sebebi belli bir yangında yanacağımın telaşındalar…
en teselli veren cümleleri kuruyorlar
ve içlerinden biri unuttum diyor giden aşkını
(sarılırken yeni sevgilisinin beline
eski sevgilisine sarılır gibi)
ama sen sıradan bir alışkanlık değildin ki!
biraz sonra herkes iki kişilik dünyalarına dönünce
ben nasıl taşırım beni ve omuzlarımdaki yitik sevdayı?
nefesini yüzümde duymadan gelir mi uykular?
sabah olur mu?
sen olur musun bir daha?…

işte herkes gitti…
yüzümde kalan son gülümseme de yalan oldu sonunda
korkuya benzer duygularla tanıdım aşkın ikinci yüzünü
ayrılığın şiirine hiç dokunmamıştım
her şey seninle başladığından
güzelliklerin bile adını koymamıştım
hiç bir yasa seni benden koparamayacakken
şimdi nasıl yaşarım sensiz?…
ben ışıkları sönük bir evin kapısını hiç açmadım ki!…
‘‘ve senden ayrılmakta güzeldir…‘‘ diyecek kadar
kahraman olmadın hiç…

Rüzgar

Bir rüzgar takılır peşimize
en yorgun ağaçlarımız hırpalanır…

En geç ücüncü satırında tanırız
ismini gizlemiş dostları
bir öğle sıkıntısında hatırlarız
en kötü şiirimizin bile
bir dost dilinde nasıl şarkıya dönüştüğünü

Bir rüzgar çarpar yüzümüze
Denizlerimiz öfkelenir…

Yazıp ta şişe içinde
denize attığm mektubumu
son selde ben buldum yine…
Derin ve kirli limanlarda bekleyen
bir taka kaderi benimkisi
Hamburg’dan Ereğli limanına satılmış
yeni yalnızlıklar büyütmüş

Bir rüzgar çatıları döver
gökyüzünün rengi değişir…

Ayrılıklardan döneriz, uzun hasretlerden
Trenler kanar, otobüsler, otel odaları…
Koşarız kötü anılar hortlamasın diye dar sokakları
Masada hayat yarım, annemin sevgisi yarım
Gözlerimizde kasaba utangaçlıkları
Solar yüzümüz, eskir ellerimiz
boyası gibi yeşil evimizin
ömrü kısalır tüm sevinçlerimizin

Bir rüzgar bırakır peşimizi
satar bizi kirli bir yağmura…