Kategori arşivi: nezirinbiri

Matilda

matilda, günün hesapçı ve düzenbaz
pratik insanı değildir şair
o, uzun soluk ağır çöl yolculuklarına hazır
dayanıklı, aykırı bir sahrâ adamıdır..
bu yüzden şairlerin doluluk oranı gırtlağına kadar
saygın banknot, tok kredi kartla şişkin
yüzde yüz ceylan derisi cüzdanları hiç olmaz
ve sayılırken kanun gibi, Karun gibi
üzerlerinde basılı, domuz gibi besili
tıknaz adam resimleri olan
şehvetle yaladıkları kirli paraları..
bu yüzden hiç olmaz, bir şairin
alışveriş merkezleri dibi, gökdelen tepeleri
apartman apış araları, ölü plaza etekleri
bol ‘manzara’ daireleri
kadavra çekmeceleri…
bir şairin hiç olmaz, çocukların ve kadınların
bombalarla parçalanmış cesetleri üzerinde
paytak eşleşme, tekil birleşme,
güdük sevişme seansları
en trajik sahnelerde kahkaha sekansları
ve tükeniş dekadansları..

ama taş atılan, taş dökülen cam kırıkları döşenen
çivi çakılan, çelme takılan yolları
dikenli çalıları, kemiklerine kadar batan iğneli fıçıları olur..
ayaklarına kan düşüren, haramileri olur şairlerin
nefesleri ensesinde kiralık katilleri
ve yollarında bol heyelanları..

dahası;
şairlerin geceden zor edilmiş sabahları
bitmeden yolları, biten azıkları
üstlerine üşüşen etlerini koparan
sürülerle akbabalarına hiç aldırmayan
bolca, serseri heyecanları olur..

en fazla omuzları çöker şairlerin
boğazına basılmaktan sayılı nefesleri
bıçak sırtı hayatları
örselenmekten nerdeyse dibe vurmuş umutları olur..

http://img215.imageshack.us/img215/1628/mathilda138043.jpg
.
..

şu dediklerim, matilda
bakma, tüysüz yeni ergen bir utançtan
tâze ve mâsum aşklar devşiremeden daha
yaşamak gibi bi zehirli karadulun öldüren göğüslerine düşmüş
emdikçe kendi içine ölen ve emdirdikçe kanını, küçülen
öznesiz bir karaltı şairin gün be gün eksilen yarınıdır..

belki bugün kuzeyin o soğuk ve mağrur
sarışın fahişesinin elinde oyuncak
bir Güney Afrikalıdır en kanlı elmas..
su kadar kıymetli olmasa da ve aziz
petrol kadar pahalıya mal olmuştur, en az
ve elinde tutsaktır, Basra kadar, Nil kadar
doğduğu yer, siyonazilerin..
hani o uzaydan bile görünen
hani yaş ortalaması on yedi
yüz bin siyahînin cesedini emen
yeryüzünün şu müthiş üç sunî mezarından biri
dünyanın o en büyük maden çukuru o kimberley’e
boğaz tokluğuna, ölümüne indiren..

işte şu şiir, matilda; şu haliyle bu şiir
ölmek üzre olan şu yaşamak belasına bir iksir
ve isyan açlığına, içtikçe şerbetlenen bir zehir
köle boyunlarındaki o kara elmas
siyah altın zincirlerini çürüten asittir..
.
..

doğru, matilda
şu kuzeylinin kilise adına boyunlarında haç, ellerinde incil
şu bin yıllık ‘barış’ seferleri aslında
mâsum başları giyotinlerine salışlarıydı..
ve şu son yüzyılın sonuna dek şu yalan/yardım vaatleri
zengin elmas yataklarına, maden ocağı kapılarına
sürüp avlandığı kurban kanı
ve bugün önasyada, ortadoğuda
petrol denizlerine döktüğü ağın
kıtalar arası kurduğu ‘kitap’larına uydurulmuş tuzağın adıydı..

matilda, üzülme
metruk sığınağından sırıtkan gediklere tıslayan
şu yılanların, çıngıraksız, çatal dil ‘yalan’larına
şu zafer naralarına..
bunlar, akan, kokan, kanayan
her ay vakti ortaları şer şehvetler yumurtlayan
kendi piç mezarlıklarında yaşadıklarını sanan
ezberden kutsanmış eril fahişelerin
güdük, çarpık ve biçırpı
müsvedde sevişmelere teşne
pürneşe, doymuş, ölümcül, son kahkahalarıdır
zaten böyle yalan yaşamak
yılan bir gerektir, engereklere..

matilda, bir dâvetsiz ölüm
ve bekleyen bir intikam her zaman acıdır
intikam, her an inmeye hazır
ayaklanmış bir tanrı kırbacıdır..

nezirinbiri*

aristokratların ruhu var mı?

http://img687.imageshack.us/img687/4213/kiha300bc4e7300b4fadby.jpg

romantizmin, dolayısı ile, fedakârlığın semtine uğramadığı bencil mahlûkat gruplarından biri de aristokratlardır.. hâl böyle olunca ve de bir mahlûk romantizmden vareste kılınınca, ol garaib mahlûkat için bir ruhtan, varlığından filan söz etmek son derece abesle iştigâl bişeydir.. bu durumda, romantizmden fersah fersah uzak bi aristokrata “ruhsuz-muhsuz” demenin bir yanlışı-manlışı, yanılışı ve kimseye de bir zararının olmayacağı gibi, ona aynı zamanda “odun” diyecek olmanın da abartılı bir yanının bulunmayacağı, özellikle biz, bidonik kafa tavsifiyle, göbek kaşıyanlar diye tesmiye olunan halk arasında, gerçekliği kesinlikle tartışılmayacak bir kesinlikte bir hükümdür..meseleye böyle dalgasız dubarasız yaklaşılınca hemen ardından âdemoğlunun aklına doğal olarak şöyle bir soru gelebilir; “peki öyleyse odunun ruhu var mıdır?”

işte, hadisenin çatallandığı yer de tam da burasıdır..toplumuzda, tuzruhu, sirkeruhu, kadınruhu diye bişeylerin varlığından söz edildiğini az çok herkes bilir de, lakin bugüne kadar “odunruhu” diye bir ruh cinsinden söz edildiğini hayatta duyan tek bi Allah’ın kulu olmamıştır.

elbet bir şeyi birilerinin duymamış oluşu onun varlığına bir halel getirmez; getirmemeli de!.böylesi karışık durumlarda, o bir şey üzerinde akılda bir şüphe oluştuğunda yapılacak en mantıklı şey, mevcut duruma en uygun soruyu bizatihi o şeyin kendisine sormaktır;

“ey odun!.bir ruhun var mı senin?!.varsa çıksın!”

 

 

 

nezirinbiri*

Piç Sürgün

http://img64.imageshack.us/img64/5343/imissyoubyjohohoh.jpg


dün Latin Amerikalı, Afrikalı, Asyalı
Ortadoğuluydum..
su gibi azizdim, Nil kadar coşkun
ve olduğum kadar ‘yerli’..

bugün petrol kadar neftî
kurşun gibi ağır
elmas kadar kanlı
Lût gibi acılı
Akdeniz kadar tuzlu
yersiz yurtsuz ve huzursuzum..

hani dokunmasalardı tabii akışıma
kanallar açıp içime, karıştırmasalar lağımlarını gün görmemiş sularıma
kıymasalar masum bakışlarıma yeryüzünün lanetlileri
dökmeselerdi kanımı, kanlanmasaydı kıyılarım
sonsuza dek berrak, saf ve duru akacaktım..
..
şimdi içimde piç bir sürgün, uzun bir yalnızlık var..

nezirinbiri