Etiket arşivi: Eylül Tufan

Kırgınım

İki tırnak işareti arasına sığan bir kaç kelimeydin sen, içimi oyup geçen rüzgarlara inat, yürek durağımda beklediğim tek yolcu.

Gerçeklerde aramıyorum artık seni, gerçek olmadığına inandırdım kendimi.

Kırgınım yalnızca hatta adı aşk ile başlayan cümleler kulağımı tırmalayan rahatsız edici birer ses artık.

Mülteci bir kaçaklığım vardı eskiden, şimdi terkedilmiş evler gibi duvarlarımda asılı eskimişliğim. Garipti aslında, sen dudağımdan apar topar dökülen sözlere virgül koymaya çalışırken, ben ettiğin cümleleri noktalıyordum.

Cümlelerin sonuna nokta koymak hep bana düşse de,noktaları hiç sevmiyordum.

Noktalar acıttı kalbini , biliyorum.
Şu üç harfi biraraya getirip gelişi güzel zikretmeyi de sevmiyorum ama,

a-ş-k biraz sabır, en çokta cesur olmaktı .

Şimdi oturduğum şehrin gözlerine yağmur doluyor, elimde bir fincan kahve, ağaçları seyrediyorum. Bir fincan kahvenin kaç yıl hatırı kaldığını sayıyorum kendimce ve halen merak ediyorum yazdıklarını.

Sanırım denge üzerine kuruluydu dünya ve dengeler altüst olduğunda gökyüzünün kalbinde bile kocaman bir delik açılabiliyordu.

Acılarımız mı bizi eğiten, dengesizliklerimiz mi bizi acıtan, yoksa tecrübelerimiz mi ayağımızı yere kenetleyen?

Binlerce soru sormak geliyor içimden, binlerce sorunun altında bırakmak istiyorum zihinleri.

Elimdeki kahve bitmiyor bir türlü, içindeki zararlı maddelere inat yudum yudum damıtıyorum içime, varsın benimde kendine zarar verenler arasında bir kıyamlık yerim olsun.

Ne çıkar?

Kalbim ahşap evlerin tahta arasından sızan damlaları gibi usul usul yürüyor gözlerime, kalbimi yanaklarımın coğrafyasına gömüyorum.

Hani bazı hikayelerin sonunu kimse bilmez herkes kendine göre bir son uydurur ya, işte öyle bir şeydir a-ş-k .
Kimisi için cümle sonuna konulan ,
öldürmeyen ama sol yanını felç bırakan bir nokta
kimisi içinse yeni bir cümleye başlamak için verilen müsaade.

Bir hikaye de noktalama işaretini doğru yerde kullanmak mühimdir aslında, cümlenin en olmadık yerinde el yordamıyla kondurulan bir nokta,
ne yeni bir satır başının müjdecisi ne de anlamlı bir öykünün yardımcısıdır.

Aslında çokta zor değildir bir hikayeyi nerede bitirdiğine bakmadan bitirebilmek ,ama eğer noktaları doğru yerde kullanmadıysanız,
hikayeyi her okuduğunuzda bir urgana atılmış gemici düğümü gibi çarpar dilinize.

Kanar diliniz, kanar kalbiniz…
Çok mutlu bitmese de, doğru yerlerde kullanılmış noktaları, ister iki satırlık isterse sayfalar dolusu bir sonu olmalı hikayelerin.

Ama mutlaka bir sonu olmalı.
İki nokta üst üste :

Derya Akel-Noktalama İşareti

 

Seni Bırakıp Gidemem Ben

Bu gece bir başıma kentin ışıklarına dalıp dalıp gidiyorum.
Kalbimin sokaklarında uzandığım yolculukta,
ırmak boylarında, deniz kıyısında hep seni, sadece seni arıyorum.
Yüzün yok, sesin de..
Gözlerimi uzağa dikmiş, öylece bekliyorum.
Geleceksin, biliyorum..
Her geçen gün daha çok bağlanıyorum,
Sana susuyorum..
Seviyorum seni beklemeyi, özlemeyi.
Seni düşünmek bile tarifsiz bir sevinç yayıyor içime, bedenime..
Sana dair düşler kuruyorum, içinde sen olan dizeleri
bir yumak sarar gibi ezgilere harmanlıyorum.
Okuduğum her sevda dizelerinde, dinlediğim en güzel
ask şarkılarında bizi yaşıyorum.
Biliyorum, sen yoksun..
Gözlerimi uzağa dikmiş öylece bekliyorum.
Nereden çıkıp geleceğini bilmiyorum ama,
Geleceksin biliyorum..
O büyük gün geldiğinde en güzel elbiselerimle değil,
seni yüreğimle karşılayacağım.
Yüreğimin tüm kapılarını açıp, içeri buyur edeceğim.
İçimde coşkun ırmaklar gibi akan sevgi pınarımdan yudum yudum sunacağım sana.
Damla damla…
Şayet ağlarsam, aldırma!
O büyük güne hazırım ben.
Kuşkum yok, kaygım yok..
Geleceksin elbet, biliyorum.

Ne yaptın bana bilmiyorum!
Yüreğimi ve tüm bedenimi titreten o çıldırasıya özlemle bekliyorum.
Aşka susuyorum..
Seni düşünmek güzel, tıpkı şairin dizelerinde olduğu gibi;
“Dünyanın en güzel sesinden, en güzel şarkıyı dinlemek gibi”
Yüzün yok, sesinde
Gözlerimi uzağa dikmiş öylece bekliyorum.
Geleceksin,biliyorum..
Sana umutlanmak, sana dair düşler kurmak,
seni dizelerime katmak içimdeki o haylaz çocuğu nasılda mutlu kılıyor,bilemezsin..
Yokluğun ağlatmıyor beni.
Kalbimin tüm sokaklarında senli yolculuklara çıkıyorum. İçimdeki deli çocukla baş edemiyorum.

Ansızın bir dağ yamacında buluyorum kendimi. Bir tutam papatyadan taç yapıyorum kendime.
Sımsıkı kapatıyorum gözlerimi.

Birden beliriveriyorsun tam karsımda.
Yüzün yok, sesinde..
Ellerinin sıcaklığını avucumda hissediyorum.

Koşuyoruz alabildiğine o uçsuz bucaksız dağ yamacının eteklerinde.
Güneşe veriyoruz sırtımızı.
Öpüşmekten bitkin düşüyoruz.
Susuyoruz birbirimize..
Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilemiyoruz.
Zamanı yok sayıyoruz. Akreple yelkovanın telaşına kahkahalarla gülüyoruz.
Doğanın tüm güzelliklerinden faydalanalım istiyoruz.
Delice koşuyoruz masmavi engin denizlere.

Bir kayanın yamacında buluyoruz kendimizi.
Gün batımını izlerken sevda türkülerini mırıldanıyoruz.
Birbirimize kenetleniyoruz.
Gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz.
Kocaman bir salonun orta yerinde beliriveriyoruz.
Piyanonun o ahenkli ritmine pencereden odamıza dolan rüzgarın sesi karışıyor.
Dans ediyoruz..
Hiç bıkmadan saatlerce, öylece..

Aynı kadehten yudumluyoruz aşk şarabımızı.
Bedenlerimiz birbirine karışıyor.
Terden sırılsıklam oluyoruz.

Aşkı yaşıyoruz doyasıya.
Hiç bitmesin istiyoruz el ele yağmurda yürümelerimiz.
Çocuklar gibi koşar adımlarla tırmandığımız bir uçurum kenarında sevgimizi haykırıyoruz.
Ve sesimizin yankısına gülümsüyoruz.
Beklemeyi, umut etmeyi seviyoruz.
Yüzün yok, sesinde ..
Bu yürek seni istiyor, sadece seni.
Gözlerimi uzağa dikmiş bekliyorum.

Geleceksin elbet,
Biliyorum…
Bu büyük güne hazırım ben.

Seni bırakıp gidemem…

Gidemem!…

Sabriye Akdeniz

Hoşgeldin Çınarım

HOŞGELDİN ÇINARIM HOŞGELDİN

Bu gün ilk defa mutluluk siiri yazacagim…
Yillanmis, ag tutmus üzüntülerin ardindan.
Derin derin ilk nefes alisim durgun ama ilk.

Düsünürdüm hep bir cinara yaslanmak nasil olur diye.
Bir seylerden korkmadan yasamak !
Gülümserken icinden geldigini bilmek.
Ve konusmak endisenin ardina siginmadan.
Dügüm dügüm bogazina dizilmis ciglik birikintilerinden bir anda ayrilmak !

Gec kalislarimin hesabini yaptim bugün…
Sen bana , ben sana susarak ne kadar gec kalmisiz.
Duygulari bitmeyen Mürekkebin yazmasi ne güzelmis meger..
Yillanmis gec kaldigim cinarim benim !!
Hosgeldin Soluguma, Solyanima !!

Korkusuzca dayadim sirtimi sana,
yargidan uzak bakislarina..
Parmak uclarinla dokundun ,
zifiri siyah düslerime ve aydinlattin..
Derin mavi görünmezin dalgalarinin arasinda,
rotasi sasmis, pusulasiz Dünyama,
Hosgeldin cinarim hosgeldin Bana !!

Zulada sakladiklarimi cikariyorum artik,
naftalin kokulu sandiklardan..
hani hep dilimin ucunda birikipte
söyleyecek biri yok diye sustuklarimi söyleyecegim sana..

Bahar ile hazan birlesmez arada yaz var sevgili yar,
sen baharda cicek ben Hazan da solan yaprak derdi sair.
Oysa düslerden uzak gercege ramak. yakinima , yamacima ,
Hosgeldin Cinarim Hosgeldin Bana !!

Sofra $en cinekop Oltada, sen yanimda..
Beyaz bardakta, cakir keyif !!
Hayat burada demeyeli ne kadar olmus.
Susmak ne illetmis konusmak ne özgürce.

Yüregimi derinden bir bicakla acitarak,
sessizce kanatip, nefesimi susturup, iz birakarak,
Hosgeldin Cinarim …

Kaldirimlarda sayili günler yasayan ömrüme..
Kirilgan kavgalarima ve nutku tutulmus hislerime ..
Duydugum en hüzünlü sarkisinin En kuytu namesine..
Her gece yelkovanla akrebin bulustugu sakagima ,
Hosgeldin Cinarim

Soluguma , solyanima, suskunluguma ,
susmak zorunda
kaldiklarima ..
Hosgeldin cinarim.