Etiket arşivi: Müzikli Şiirler

Sesini Ört Üzerime Yoksa Üşür Cümlelerim

Kundaklandı zaman yine.
Her yer kör karanlık.
Her köşe başı derin bir kuyu.
Ver ellerini, çekeyim seni.
Sofranda bana yer aç ta acına bir de ben banayım.

Sesini ört üzerime.
Üşür cümlelerim.
Aç hüzünlerini de yüzümün yara bere bilmeyen yanlarına süreyim.
Uzat sesini. Kanayan yüreğini sevgimle sarayım.
Gözlerin kan yeri.
Kanıyor yürek cephelerin.
Tüm yolların sis ve pusu.
Bir günahın altında ezer iken başını seni üzenleri sevindirmeye devam et.
Diri diri göm içindeki kız çocuğunu.
Sonra mezarinin başında siyah elbisen ile ört sesini.

Sen acıtmaya devam et düşlerini.
Kanat gökyüzünü.
Ben seni yaşatmaya devam edeceğim.
Kör topal
Yarı ölü yarı diri
Seni mutluluk safında umuda dua eder iken gülümseteceğim.
Gücüm yetene kadar.

Şimdi sesinin yokluğunda adının yedi harfine sığındım.
Her harfine bir düş sakladım.
Her gülüşüne bir Cennet.
Sen acıya yanaştıkça ben adını mutlulukla anıyor olacağım.
Hadi diyorum kendini kendi yürek darağacında asmaya devam et.
Sen kendini öldürdükçe,
Ben seni binlerce kez satırlarda doğurmaya,
Cümle kenarlarında yaşatmaya,
Noktalama işaretlerinde nefes aldırmaya,
Ve paragraf başlarında mutlulukla anmaya yemin ettim.

Hadi sevgili,
Söyle suskunluğun yürek terazisinde kaç harf eder ?
Yokluğun bende kaç cümle eder ?
Ben adının her harfine gökyüzünün bir rengini denk getirmişken
Söyle sene bu yürek seninle ölmekten vazgeçer mi?

İsmail Sarıgene

Karşı Kıyısın Sen

Ağlıyorum, gidiyorsun…
Bir kez arkana bakmanı bekledim oysa ben…
El sallayıp gülümseyecektim sana,
Beni hep böyle hatırla diye…
Sen gidiyorsun
Sırtını dönüp, yüzüne yerleşen çizgilerimi alıp
Gidiyorsun…
Rüzgarlar geçiyor aramızdan, yağmurlar yağıyor gözlerime…
Tenimi acıtıyor, ellerimi üşütüyorsun…

Ağlıyorum, gidiyorsun…
Adımların uzaklaşıyor yüreğimde
Sen karşı kıyı olmaya niyetli…
Bu gidişin hangi sesini dinleyeyim,
Hiç kere söylediğim şarkıların hangisini ezber edeyim?
Yüzünü görmemiş yüzümle uzaktan iman ediyorum şimdi sana…
Harf harf yüreğimi vurduğun, kurşun kadar ağır anlamları
‘’Şeyleri…’’ Alıp gidiyorsun…
Bütün şeyler herhangilik taşıyor şimdi
Sen gidiyorsun…
Bütün şeyler gidiyor…
Toparlanıp, bendeki izlerini alıp
Gidiyorsun…

Bir kristal gibi düşüyorsun ellerimden…
Kalsaydın ya… Yaralasaydın beni…
Yağmurlar ev kursaydı gözlerime…
Yıldızlar hiç kaymasaydı,
Buğulu cama yazdığım ismin hep kalsaydı ya…
Ceplerimdeki küllerin ateş olsaydı, yaksaydı ellerimi…
Hadi savurma küllerini,
Rüzgarlara karışıp tufan eyleme yüreğimi…
Yalan olsaydı her şey…
Razıydım,
Razıydım kalsaydın ya…
Akşam oluyor, yokluğun diken diken
Sonra gece
Ben kanıyorum, sen yollarda üşüyorsun…
Adımların uzaklaşıyor yüreğime…
Anladım…
Anladım karşı kıyısın artık sen…
Bir kez arkana bakmanı bekledim oysa ben…
Islak gözlerimle kalbinden geçerim diye düşündüm.
Bir elif miktarı bak istedim…

Yalnızım şimdi…
Hiçbir şey için geç değil diyor içimdeki ses…
Adımlarını sayıyorum,
Hiçbir şeymiş gibi
Gidiyorsun sen…
Oysa bilseydin ne çok şey olduğunu…
Uykumdan uyanıyorum, kahroluyorum yokluğunun sesine…
Karşı kıyıda mısın?..

Dağlar büyüyor, denizler yükseliyor, karlar eriyor tepelerde…
Gözlerin gidiyor, sen gidiyorsun…
Oysa bilseydin…
Bilseydin şey diye tarif ettiğim bütün şeylerin sen olduğunu…
Rüzgar dinmiyor…
Tenimi acıtıyor gidişin…
Sesin geliyor uzaklardan, gece rüyalarıma giriyorsun…
Ağırsın, çok ağırsın sen…
Kalbime çok ağır…
Yaralasaydın, ağlatsaydın gözlerimi, tutmuş gibi yapsaydın ellerimi…
Yalan da olsa kalsaydın…
Kalsaydın ya razıydım…

‘’ Tek bir şey için geç değil hiçbir şey…’’
Hadi bir şey yap…
Bütün şeylerim sevinsin, bütün hiçlerim her şeye dönsün…
Kelimelerimi ayırma harf harf…
Tren raylarında yetim sevgilere bırakma beni
Ağlamasınlar adımlarının seslerine…
Hadi bir şey yap şimdi sen…
Ağlamasın yüreğim çağıl çağıl…
Razıyım tek bir şeye…
Hadi…

 

Çağla Gökdeniz

Yerden Kaldır Yüzümü

Önümde uzayıp giden bu kaldırım taşları
Bu gölgeli yüz, utancımı isterikleştiren bu gülüş!
Neyin nesi ! neyin nesi gölgesinden korkan bu duruş!

Bu gece sokak lambaları..
Ülkesinden kovulmuş özgürlüğümü aydınlatıyor
Köpekliğe susamış acı avaz, ağzımın tam ortasına döşenmiş
Kan çanağı iki gözle hangi çocuğa bakabilirim
Hangi yüze çizebilirim seni
Yalan yanlış bu haritada hangi şehirde bulurum
Bulsam da kendimi nasıl anlatırım

Belki bu iklim sarmaş dolaş baharlar getirir
İdam edilmiş geçmişimi affeder sicilimin Allah’ı
Kandırılmış bir kadının rahminden düşüşümü unutur..
Çocukça masumluğumu satarım yakamoza
Geleceğimi kollarına alan fırtına gibi düşerim peşine
Düşerim ! emzirildiğim döşüne

Gözlerimde unutulmuş bir devrimin mahmurluğu var
Koyaklarına asilik ektiğim bu memleket, sattı beni
Oysa, onca çocuk doğurmuştum çam ağaçları renginde
Mavi patiskalarıyla zeytin ağalarında sakladım emeğimi
Bir gün dedim ! bir gün ölüm dirilecek çeşme başında
Onca ezilmiş, nefesi açlık kokan fıtrat can bulacak kafataşında

Korkular diyorsun gülüm, düşlerine kastetmiş korkular
Nedir ki ! içini söküp almışsa düzen, kalmışsan çırılçıplak
Ayaz namusuna sarılmışsa üryanlığının, nedir ki korku!
Hangi kurşun beynime zerk edilen sömürüden daha beter
Hangi işkence, hangi idam korkusu, hangi darağacı
Hangi tırnakları çekili eksik dişli gülüş, içi boş bu çuvalı yere serer

Ve gülüm, gelecek taze yapraklar gibidir dallarımda
Erik ağaçlarının bahara gülümseyişidir saçlarında bıraktığım nefes
Dilim, sevdamı anamın vebal akıtan memesinde hapsetmiş
Mavi, rahim suyuyla yıkandığım ilk durağım!
Bereketli topraklarda kan içmiş, toprak yemiş soyum
Apoletleriyle siyah postallar ezmiş ilk uçurtmamı, o da maviydi gülüm

Sen şimdi özgürlük diyorsun gülerek ! mavi
Ve gülünce bir umut ışığı gibi beliriyor gamzen
Dudaklarında kendine inanmayan titreme
Kollarında boşluğa uzanan kucaklama!
Senin ellerin bu kadar küçük müydü gülüm
Bakışların gri, bir Ankara akşamı gibi miydi sözlerin

Ah gülüm.!
Henüz inmemiş bir dinin peygamberi gibisin
Saklı dünyalara açılan kapılar gizli gözlerinde
Olanı unutmuş, olacağı anımsatıyor yüzün
İntikam ceninleriyle doldurduğun bu rahim kimin?
Kimi sorgular meleklerin, ağzının mezarında
Kimin adı yazar sevdanın mermer taşında?

Günahımız bir bulutta yağmur tanesi olmak
Hırsından kanayan dudağa merhem..
Gökyüzünü çoraklığa yorgan yapmaktır gülüm
Sancısını erken yaşayan bu hormonlu düşünceye kanma
Bütün çocuklar ölebilir belki, toprak, su ölebilir
Susabilir kafesinde kanarya, bütün kuşlar ölebilir!

O zaman bir damla sudur gözlerindeki nehir
Kavak ağaçları kadar uzundur mevsimler
Sol yanında bir başka dünyaya yelken açar gemiler
Ve belki kirlenmemiş bir mavi getirir bize martılar
Yeniden doğar ! kara gözlü, mavi gözlü, inci dişli çocuklar
Yeniden oğlum, kızım diyebilir boynu bükük analar

Ve gülüm..,!
Sen bir çınar ağacı ol, gölgesi geniş, göğüsleri büyük
Bütün insanlığı emziren şefkatli, bağrı sıcak toprak ol
Nadasa bırakılan rahmini sür tarlalarımda
Tırnak tırnak ek kendini gövdeme
Yeşersin gözlerin papatyalar renginde
Boşver ağlasın analar ülkemin her yerinde
Ağlasın ve dövünsün dizler, yırtılıp çıksın bağrından isyan
Eritsin demir parmaklıkları gözyaşı, tuzu elesin toprak
Canlansın bozkırımın kurutulmuş damarları

Yoksa, bin defa ölmem ve seni ölürken bile sevmem ‘’laf-ı güzaf’’

Levent Saral

O Gün Geldin

Yalnızlığıma sen çarptın..

Şimdi rüyana dökülen kelebek kanadı tozlarına kızma

Bırak yıkasınlar ruhunu

Ama sakın basma..


Pedaliza

Mevsim ki Eylül

Bu gece bir feryadın üzerini çiziyorum
Bütün köprülerde bıraktığım sen
Uçurum kenarı düşüncelerim
Yeltendiğim onca intihar
Gözkapaklarımda acının ağırlığı
Ve bitmez tükenmez bu yol..

-sana yeşillenen bütün dallarımı buduyorum-

Çorak, fakir bir tarlada eskitiyorum düşlerimi
Kahverengi teninde üşüyor gözyaşlarım
Hasretinin bereketini yağdırıyorum toprağa
Bütün bulutlardan kızıl bir gün doğuruyorum
Şafağı eskimiş bekleyişlerimi nadasa terk ediyorum
Sen acıyı yaşarken ben..!

-ucuz kelimelerden koca bir roman yazıyorum-

Bu gece, içkim, sigaram sen
Eğildiğim bu tahta masada
Alnımın tam ortasında yedinci çizgi, sen
Kaderi izmaritimde söndürüp
Dudak izlerimden dudağını siliyorum
Solgun yüzümde eskiyor gülüşün

-bütün aynalardan resmini kazıyorum-

Bu cehennem, bu iblis savaşında ben
Kolsuz bir çocuğun bakışı gibiyim
Eksik küfürlerim dilimle savaşır
Balçıkla sıvanmış koca bir geçmiş
Kuruyunca dökülür gövdemden
Sen gonca da gül, ben arsız diken

– her şey hatıralara kuruyunca yakışır-

Bu gece, zeytin ağaçlarında kısaldı ömrüm
Sert toynaklarıyla bir tay geçti sol yanımdan
Ömrü fırtına bir çınarda kırdım dallarımı
Yosunlarıyla ürkek nehirler aktı gözlerimden
Çelik beyazına aşina sırtımı döndüm gidişine
Kaçak gecelere eğdim başımı
Dizlerim asfaltın keskin dişlerinde kanadı

-kestim, sensiz yaşamanın ağır faturasını-

Bir dirhem çarpıntıdır bıraktığın açık kapı
Usulca geceme sızan ay ışığı
Veya gözleriyle seni bana getiren kedi
Islık çalan kimsesiz istasyon
Raylarla çiftleşen zina dölü trenler
Ucuz sandallara çarpan nazlı dalgalar
Boşuna bekleyişlerin yorgun kollarını taşıyan balkonlar

Bu gece bir feryadın üzerini çiziyorum
Etimde yara iltihabını akıtıyorum dudağımdan
Zehrinle cürümünü işliyorum ömrümün
Affedilmeyecek beyazını siliyorum şakağımdan
Anlık merhametini kurşunluyorum sevdanın

-geride bir hazan, mevsim ki Eylül, o da senin-

Levent Saral

Yüzümüz Bayram Karası

Bayramlar sevdasına ağlıyor şimdi
Kapıdan kovulan çocuklar kimdi
Kimdi suratlarına gönül karası çarpan
Akıyor sicim sicim gözyaşları bak
Günlerden cuma,vakit ikindi…

Ne bayramlar bayram şimdi
Ne biz biziz
Ne sevdalar eski bildiklerimizden
Dışımız gülerken mutluymuş gibi
Ya içimiz?
Kan akar,kir akar yüreklerimizden
Bayramları bile kandırırız biz
Sevdaları ağlattığımız gibi.


Dışımız filinta gibi gıcır gıcır
Bayram ya hani bugün,
Dost düşman görsün babından
Peki ya içimiz?
Kirden pastan duyulmaz yürek atışları
Karanlıkta kaç iyilik yaptık kaçımız
Kaçımız öpüyor sevdanın gözlerinden
Kaçımız okşar yetimin masum başını
Bayrammış bugün,hıh
Herkes dört dönüyor sanki dans pistinde
Yüzler bin bir surat,renkler cümbüş
Bayrammış bugün
Öyle diyor kalabalıklar
Bayramın bile bihaber olduğu
Takvim bayramı…

Sahnesi varsa tiyatronun
Sahne arkası da var
Ve gerçek arzuları perde arkasındadır patronun
Patron da biziz köle de
Hayatlar yuvarlanıyor işte böyle böyle

Ne bayramlar eski bayram
Ne biz biziz
Ne sevdalar eski bildiklerimizden…

DR.ZİYA AKTAN

Aklıma Senden Başka Bir Şey Gelmiyor

Kelimeler eskiyor neyi ne zaman söylesem,
hepsi sensin aklıma senden başka bir şey gelmiyor,
desem ki gurbetteyim türküler uzun,
gurbet sensin türküler sen
desem ki yalnızım dağlarda, günler bitmiyor,
yalnızlık sen, dağlar sen,günler sensiz.

Aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

Aklım sende,sen yüreğimde,
yüreğim temaşada gözlerini,
gözlerin üzüm bağlarında
temmuz ayında bağbozumuna zaman var.
Gözyaşlarımı topluyorum şimdi,
üzümler toplanırken şaraba katacağım,
en tatlı şaraba
senin adını koyacağım ve sarhoş olacağım içmeden bir yudum.

Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum,
lakin unutmuştum,
yaşarken aklıma geldi,
oysa yaşanılması mümükünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,
yaşamayan bilemez bu yaşananı,

Güzellik için sözler arıyorum,
aklıma senden başka bir şey gelmiyor,
konuşılacak konular şurdan burdan geçmiş ve gelecekten,
aklıma senden başka bir şey gelmiyor.
Şiir yazmak için oturuyorum,
içimde coşkular taşıyor,
kağıtlara dökeceğim dıygularımı
kalemim hazır yazacağım ne yazacağım,

Bayram yaklaşıyor şehir cıvıl cıvıl,
kalabalıklar sevinçli,
hediyeler alacağım bu bayram sevdalarımı giydireceğim,
aklımda kalanlara kartlar göndereceğim.

Aklıma senden başka kimse gelmiyor.

Bir şarkı dinlerken hayal kuruyorum,
sigaramı çekiyorum derinden,
gözlerim dalıyor,
ufukta gün batıyor,
biriyle gidip konuşsam diyorum.

Aklıma senden başka kimse gelmiyor.

Canım sıkıldığında,efkar bastığında beni,yapayalnız yürümek istemiyorum,
birini arıyorum yanımda,
aklıma senden başka kimse gelmiyor.
Ve yüreğinde papatyalar açan.
yaşamamın sebebini arıyorum.

Aklıma senden başka bir şey gelmiyor..

Oğuzkan Bölükbaşı

Yorumlayan : Ersin Hoşgenç

Damla, Kendini Tamamlayınca Damlar.

Damla, kendini tamamlayınca damlar.


Günlerin gecelere bağlanışında bir,

Gecelerin günlere uzanışında iki,

Birikmemi tamamlanmaktan koruyorum şöyle ki:

önce bir şeyler yitiriyorum, somut şeyler,

Çakmak, tarak, kalem, çanta, saat, para gibi

Önemsiz şeyler.

Alışkanlığım tükenmiyor

Biriktirmeyi sürdürüyorum gene,

Usanmıyorum.

Biçimler, renkler, şişeler eskiler.

Unuttuklarımı saymıyorum çünkü unutmuyorum.

Azala azala yitmekten

Bir de bütünlenmekten ötede

Hüzünlü bir gecikme içine dalıyorum

Yalnız başıma

Özel yoluma sapıyorum..

Seziyorum,

Birileri özenle bana bakıyor.

Uykum kaçıyor, ne iyi diyorum,

Soyut şeyler karışıyor yaşantıma.

Elimi kesiyorum, kan akıyor,

Gizliden gizliye seviniyorum.

Öyle yalanlar saklanıyor ki gözlerime

Canım acıyor,

Deliriyorum;

Seviyorum neden sonra anlıyorlar

Acı acı seviniyorum.

Gözüme ilişiyor, kulağıma ilişiyor,

Görmemezliğe geliyorum,

Duymamazlığa geliyorum,

Düşünmüyorum, öteye itiyorum.

Damlamıyorum.


Özdemir Asaf

Seni Bırakıp Gidemem Ben

Bu gece bir başıma kentin ışıklarına dalıp dalıp gidiyorum.
Kalbimin sokaklarında uzandığım yolculukta,
ırmak boylarında, deniz kıyısında hep seni, sadece seni arıyorum.
Yüzün yok, sesin de..
Gözlerimi uzağa dikmiş, öylece bekliyorum.
Geleceksin, biliyorum..
Her geçen gün daha çok bağlanıyorum,
Sana susuyorum..
Seviyorum seni beklemeyi, özlemeyi.
Seni düşünmek bile tarifsiz bir sevinç yayıyor içime, bedenime..
Sana dair düşler kuruyorum, içinde sen olan dizeleri
bir yumak sarar gibi ezgilere harmanlıyorum.
Okuduğum her sevda dizelerinde, dinlediğim en güzel
ask şarkılarında bizi yaşıyorum.
Biliyorum, sen yoksun..
Gözlerimi uzağa dikmiş öylece bekliyorum.
Nereden çıkıp geleceğini bilmiyorum ama,
Geleceksin biliyorum..
O büyük gün geldiğinde en güzel elbiselerimle değil,
seni yüreğimle karşılayacağım.
Yüreğimin tüm kapılarını açıp, içeri buyur edeceğim.
İçimde coşkun ırmaklar gibi akan sevgi pınarımdan yudum yudum sunacağım sana.
Damla damla…
Şayet ağlarsam, aldırma!
O büyük güne hazırım ben.
Kuşkum yok, kaygım yok..
Geleceksin elbet, biliyorum.

Ne yaptın bana bilmiyorum!
Yüreğimi ve tüm bedenimi titreten o çıldırasıya özlemle bekliyorum.
Aşka susuyorum..
Seni düşünmek güzel, tıpkı şairin dizelerinde olduğu gibi;
“Dünyanın en güzel sesinden, en güzel şarkıyı dinlemek gibi”
Yüzün yok, sesinde
Gözlerimi uzağa dikmiş öylece bekliyorum.
Geleceksin,biliyorum..
Sana umutlanmak, sana dair düşler kurmak,
seni dizelerime katmak içimdeki o haylaz çocuğu nasılda mutlu kılıyor,bilemezsin..
Yokluğun ağlatmıyor beni.
Kalbimin tüm sokaklarında senli yolculuklara çıkıyorum. İçimdeki deli çocukla baş edemiyorum.

Ansızın bir dağ yamacında buluyorum kendimi. Bir tutam papatyadan taç yapıyorum kendime.
Sımsıkı kapatıyorum gözlerimi.

Birden beliriveriyorsun tam karsımda.
Yüzün yok, sesinde..
Ellerinin sıcaklığını avucumda hissediyorum.

Koşuyoruz alabildiğine o uçsuz bucaksız dağ yamacının eteklerinde.
Güneşe veriyoruz sırtımızı.
Öpüşmekten bitkin düşüyoruz.
Susuyoruz birbirimize..
Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilemiyoruz.
Zamanı yok sayıyoruz. Akreple yelkovanın telaşına kahkahalarla gülüyoruz.
Doğanın tüm güzelliklerinden faydalanalım istiyoruz.
Delice koşuyoruz masmavi engin denizlere.

Bir kayanın yamacında buluyoruz kendimizi.
Gün batımını izlerken sevda türkülerini mırıldanıyoruz.
Birbirimize kenetleniyoruz.
Gözlerimizi sımsıkı kapatıyoruz.
Kocaman bir salonun orta yerinde beliriveriyoruz.
Piyanonun o ahenkli ritmine pencereden odamıza dolan rüzgarın sesi karışıyor.
Dans ediyoruz..
Hiç bıkmadan saatlerce, öylece..

Aynı kadehten yudumluyoruz aşk şarabımızı.
Bedenlerimiz birbirine karışıyor.
Terden sırılsıklam oluyoruz.

Aşkı yaşıyoruz doyasıya.
Hiç bitmesin istiyoruz el ele yağmurda yürümelerimiz.
Çocuklar gibi koşar adımlarla tırmandığımız bir uçurum kenarında sevgimizi haykırıyoruz.
Ve sesimizin yankısına gülümsüyoruz.
Beklemeyi, umut etmeyi seviyoruz.
Yüzün yok, sesinde ..
Bu yürek seni istiyor, sadece seni.
Gözlerimi uzağa dikmiş bekliyorum.

Geleceksin elbet,
Biliyorum…
Bu büyük güne hazırım ben.

Seni bırakıp gidemem…

Gidemem!…

Sabriye Akdeniz

Hapsolmuş Duygularım Vardı Benim

Hapsolmuş duygularım vardı sana dair.
Yok olmak üzereyken sıkıştırıp köşeye yakaladığım ve senden habersiz benliğime sakladığım…
Senden ve herkesten sakındığım…

Hapsolmuş sevmelerim vardı sana dair, yüreğimin en ücra köşesine bilinçsizce attığım.
Her gece bir boşluk bulup açığa çıkan ve bir şekilde yine yakalanıp esir olan düşlerim vardı beni yalnız bırakmayan…
Beni yalnız bırakamayan…

Senli sensiz düşler kurardım; gözümden akan bir damla yaşa tutsak olan ve yanağımda bütün gece yol alıp tenime esir düşerek kaybolan usulca..Usulca gömülen karanlığa, düşlerim vardı çaresiz kalışlar arasında sıkışıp yok olan…

Tutsaklıkları ömür boyu biçilmiş yokluklar(ım) vardı…
Yokluklarının arasına sıkıştırdığım sevdanın hapsettiği hüzün işlerdi her gece bir bir seni.
Sensizlik esir olurdu bana,ben yıldızlara atardım sebepsiz sensizliği…

Suçlu duygularım vardı benim…
En büyük suçları seninle dolu olmalarıydı…
Cezaları…
Cezaları,ömür boyu hatırlatmalarıydı,
Cezaları senli sensizlik yaşatmalarıydı bana…

Tutsaklıklarım vardı…
Tutsaklığım sanaydı…
Cezam..
Unutamamaktı…

Hapsolmuş duygularım bekçi kesilmişti başıma,
Senli sensizlikteki çırpınışlarımda balta kürek oyarlardı içimi…
Cezaları hüznü işlemekti benliğime…
Cezaları seni bende esir tutmaktı bir ömür…

Tutsaklığım sanaydı..
En büyük cezam…
Hapsolmuş duygularımdı…

Hapsolmuş duygularım vardı sana dair.
Yok olmak üzereyken sıkıştırıp köşeye yakaladığım ve senden habersiz benliğime sakladığım…
Senden ve herkesten sakındığım…

Meral Bilgiç