Etiket arşivi: Müzikli Şiirler

Her Sevgi Bendeki Kadar Mı?

Şimdi hangi kolların yalnızlığındasın
bensiz?

Ağladığında gözyaşlarını öpen var mı?

Üşüdüğünde ısındığın tenden bir liman..

Her sevgi bendeki kadar mı?

Var mı kederlerini gizlice senden çalan?

Şimdi hangi kolların yalnızlığındasın

bensiz…!?

Seninleyken sana hasretle coşan

Çılgın kıyılarında dalgalarıyla taşan

Yorgun sessizliğinde seni anlayan..

Bana gibi aktığın biri var mı..?

Necla Maraşlı

Hesaba Oturalım


Bir yağmur çisemişti sokaklara geceden
Sana gelmek istiyorum bu sabah
Gözlerimde kan tortusu gecelerden uykular
Yıllara solmuş resmin
Avuçlarıma bıkmış..
Cebimin saklısında posta pullu acılar

Birazdan bir horoz ötecek sokağında bilirim..
Karanlıklar bir şafağa susacak
Ve ben çalacağım kapını ürkek ellerle
İnsaniyetine sığınarak
Şaşırma karışmış sakalıma saçıma
Ayakkabım yırtık işte neyleyim..
Yamalı bir pantolon seni gücendirmesin
Düşmez kalkmaz bir Allah.

Ne vardı..
Ne vardı be yüreğine koyup ağırlasaydın?
Yasını tutuşturmak yerine bir sevdanın
Ne olurdu gülmeyi elimden almasaydın
Talanı böyle mi olacaktı
Beni bir yağmasına terk ettiğin yılların..

De ki o sevdaya dahlim olmadı
Gönül terim gözlerinden domur domur akmadı
Haydi bunları birer birer atalım
Peki elimdekiler ne oldu?
Gel..
Gel gidenin hesabını tutalım
Kimden geldi kışları dağlarımın
Boran boran kim savurdu bir ömrü
Hani gençlik diyorlar ya?
O vergisi Tanrının..
Bilmem ki kimin için pervasız
Nerelere bıraktın…

Çisil çisil bir yağmur karasına gecenin
Sana gelmek zorundayım.
Bulanmışım.. naçarım..
Sevda kimmiş ben de kim!
Dersimi aldım.
Dizlerine yatınca
Vardı ya o elin-tarak okşadığın saçlarım?
Yaşam duvarlarını kazmalıyan zamanın
Geçenlerde boz-bulanık tozlarına bıraktım

Yıllar mı zorlu çıktı
Yoksa sen mi vefasız?
Birileri bir şeyler yaptı da kavrayamadım…
Hani çokça öptüğün düzü var ya alnımın
Zamansız ayaklanmış
Görmedin ki kaç karışa fırlattım..

Elimde neler vardı geride ne bıraktım
Haydi bunları da kalem-kalem atalım
Hem bana gönül borcu da neymiş
Say ki senin tuvalin değil arta kalanım

Öğretilen gibi olmadı be hayat gülüm..
Boş ver
Boş ver
Bu hesabı kapatalım…

Benim değil yaprağını erken dökmüş içimdeki ağaçlar
Hasreti kahır kahır ben değilim imbiklemiş demlemiş
Peki kim bu?
Dört bir yanı tarumar.
Söyle bu kim?
O sen sonu,
Mevsim mevsim sonbahar

Artık bir ney eskisi değil yürek kanamalarım
Sancıları da keman ahı değil anılarımın
Say ki..
Say ki nevruzları da hala duruyor yüreğimin
Baharsız dağlanmadım
Kararmadım.. kavrulmadım.. yanmadım..
Eylüllü bir şafağına şu Elazığ’ın
Kaldırıp kalemimi hiç yoktan sana buladım..
Yoksulluk demişler ya
Yedi başlı ejdermiş
Toz duman kan revanım
Yelkenleri suya hal saldım ha salıcam..

Demem o ki
Kusura kalma e mi
Artık mısralarımı satacağım
O ırgat yüreğimin nasır kaş emeğini
Gizli katmanlarına nasıl da mühürlemiştim sabrı
Kimin aklına gelirdi ki bir gün
Köhnemiş dükkanların tozlu vitrinlerine
Seni kitap-kitap bırakacağım..

Töresi mi bu yoksa
Şu büyülü kör yumak edebiyat dünyasının?
Yazanı yıkık viran..
Ozanı darmadağın..
Nerde Cahit Sıtkılar
Ümit yaşarlar hani
Ahmed Arifine noldu be Diyarbakır’ın
Tekmil mısralar öksüz
Sevdalar paslı yarım
Bilesin ki
Yıldızı senden kaydı
Ahıtını sen yaktın bir hayatın..
O musalla taşına bıraktığın sevdanın
Ben sadece şivanını mısralara dağladım..
Bir yağmur..
Çisil çisil şafağına gecenin
Sana gelmek zorundayım
Başka kapım yok
Yek başına sarılmazmış yaraları sevdanın
Geç de olsa anladım…

Ya,
Dirisiyle bir yere vardık mı ki!
Hadi gel..
Hiç değilse ölüsünü birlikte kaldıralım..

RIDVAN AYDIN

(Eylül Bulutları kitabından)

Yol mu Sana Çıkmayan

Bazı duyguları ifade edebilmek;

Seni sevmek gibi güzel! ..

Yani ben, kanatları zamklanmış bir kelebek gibiyim;

parmaklarım bulamadığında seni,

kağıdın-klavyenin üstünde…

Ve zihnim soyulmadığında sana..

Zihnim, soyunmuş bir elma gibi;

Dişlediğin..!

Esiri “eseri” dir efendinin..!

Efendim, merhamet edin

Niyetim, denizlerinizi çalmak değil;

yakamozları seyretmek,

ve kapattığınızda gözkapaklarınızı,

kirpiklerinizi düzeltmekti…

Niyetim; nefesinizin serinliğinde yıldızlarla dertleşmekti.

Esirinizim efendim;

Size hediye ettiğim göğüs kafesimin içindeki bir kuş gibi..!

Esirinizim efendim;

Parmak izlerimin kordan birer mühür olduğunu biliyorum.

Tenine dokunmaktan korkuşum bundan;

kutusuna sürtündüğü an tutuşacak bir kibrit çöpü gibi!..

Ben artık, güneşte kurumuş çıra gibiyim,

yahut esmer çalgıcının ısıtarak gerdiği bir deri gibi!..

Bazı duyguları ifade etmek, seni sevebilmek gibi güzelse de;

seni sevebilmek, sevmekten öte bir şey…

“Attığın taşın vurduğu nokta” değildir, birini sevmek..

Atacağın noktayı bilmek… Oraya bakmak, orayı görmek…

Ve atışını yapıp, “tam o noktaya” vurmaktır…

Ve de;

Vurduğun noktada durmaktır, sevmek!

Üstelik, sevmek; tercihini yapmaktır…

Ve, sözünde durmaktır!..

Şimdi…Sen…Tutuştuğu zaman…

Kavak çırpısından yapılmış bir kibrit çöpü gibi;yandıkça sana doğru kıvrılan bir bedenden,başka ne istersin ki ?..

Zihnimde yol yok;

Sana çıkmayan…

Ve senden gelmeyen!

Muammer Erkul

Paslı Ümitlerim

Benim unutmaya vaktim yok…
Titrerim yorgan döşek.
Küskün çiçeklerim,açmaz nevbaharda.
Yok mecalim yıllara meydan okumaya.

Benim beklemeye vaktim yok…
Hapsedilmiş buseler böler düşlerimi.
Ayrılığın kısır toprağında,
Saklarım tek perdelik aşkımın küllerini.

Benim dayanmaya gücüm yok…
Elemimdir yokluğun.
Paslıdır ümitlerim,saklanır bakışlarda.
Sökülmez kelepçeleri dilimin,
Anahtarı olmayınca.

Benim ağlamaya vaktim yok…
Sessizdir, yürekte çığlıklarım.
İçerim gece gündüz ekşimsi tebessümleri,
Yakama takarım, broş misali hüzünlerimi.

Ey yar!
Siyahtır şu ömrüm.
Sense, ona düşen tek beyaz.
Silmeye gerek yok…
Can katsın dünyama biraz…

Selda Öztürkmen

Bu Adam Benim Babam


Bu adam benim babam, sekiz köşe kasketiyle
Omuzunda sakosuyla hey

Cebinde yok parası, bafradır cıgarası
Yüreğindedir yarası
Altı çocuk büyütmüş, bir işci maaşıyla
Bu adam benim babam hey

Ağlama benim babam, ağlama naçar babam
Kara Gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Ağlama benim babam hey

Ağlama mazlum babam, ağlama naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyük babam hey

Bu adam benim babam, derdi dağlardan büyük
Çaresiz beli bükük hey

Bir gün olsun gülmemiş, rahat nedir bilmemiş
Gözyaşını silmemiş
Bir lokma Ekmek için, kimseye eğilmemiş
Bu adam benim babam hey

Ağlama arslan babam, dert etme naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Allah büyüktür babam hey

Dert etme naçar babam, aldırma naçar babam
Kara gün geçer babam hey
Bir kapıyı kapayan, gene açar babam
Aldırma benim babam hey

Benim babam mert adamdı, mangal gibi yüreği
Yufka gibi kalbi vardı, hayatım boyunca ona özendim
Fedakârdı ! bir dikili Ağacı olmadı belki
Ama kendisi, onuruyla yaşayan koskoca bir çınardı
Üstümde ki kol kanat, sırtımı yasladığım dağ gibiydi
Ben babamın oğluyum, tepeden tırnağa Anadoluyum