Yalancı kebap!

Bu kadar yalancı insanoğlu varken şu dünya yüzeyinde,bi kebap yalançı olsa n’olcak!

Evet yalancı ama lezzetli..

çakma çökertme de diyebiliriz..

Şöyleki ; üç dört tane patetesi küp küp kesip kızartıyoruz..derin bi servis kabına döküyoruz…üzerine dünden kalmış et sote veyaaa az bir sote kuşbaşı etin üzerine biraz domates sosu , baharat , tuz ekleyip iyice pişirip suyunu çekmesini sağlıyoruz..sonra kızarmış patateslerin üzerine döküyoruz..bunların da üzerine sarımsaklı yoğurt , en üstüne de istersek tereyağlı pul biberli sos gezdirip afiyetle bir öğünü geçirmiş oluyoruz..bunu patates yerine bayat pideleri kızartarak da yapabiliriz..yalancılık adı altında kolaylık ve lezzeti yakalıyoruz..heheh😬

not: yemeğin görselini paylaşmadım belli mi olur hamile biri geçer de burdan canı çeker yazık🤫😳🥰

Bazı yerler bazı şiirleri hatırlatır…

Burası, Ankara kalesinin hemen alt sokağındaki tarihi Pilavoğlu hanının ortasındaki avludan bir köşe…

(ne uzun bir cümle!? :)) (çünkü sevdiğim bir şeyi çok uzatırım!)

velhasıl Ankara günleri devam ederken kaleye çıkmayanı dövüyorlardı dedik çıktık!

her ilde bir kale olmasının ironik ruh halini de yaşadık çok şükür!

yalnız bu kale başka kale! hani türküdeki cıngıllı daşlı galanın bir timsali…

bi kalede her şey mi olur?!

veya bi kale bu kadar mı duygulandırır??!?

bu kadar mı coşku verir..

etrafıma bakıyorum şöyle bir, insanlar boş boş geziyorlar…sanki geçerken uğramış veya biriyle zorla gelmiş gibiler…bazısı da telaş içinde çabucak geçip gidiyor…

bendeki bu çocuksu coşku Amasra’da, Filyos’da, Giresun , Afyon ve Trabzon’dakine benzer…

kale seviyorum galiba! şehirler gibi insanın da kalesi olmalı düşüncesi ile dalıyoruz ara sokaklarına, hanlarına…

hanların içinde bir çok sanat atölyesi var..antikacılar var..yaşını unutmuş yüzlerce kahve fincanı var…

anılar var , tarih var , muhabbet var.. esnafın samimi, sıcak bekleyişi var..

benimse aklıma pıt diye düşen, konuyla ilgili şarkılar gibi şiirler de var…

şehirlerde sokaklar, sokaklarda şiirler!

bi kanun çıksın! Kendi kendine konuşan, mırıldanan, insanlara deli demesinler…?!?

“….Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat, 
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.
Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan…..”

Didem Madak…

“Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.”

diyen, eli öpülesi şaire binlerce selam ve minnet olsun buradan ve saygıyla şiirin tamamı da burdan 👇

https://www.antoloji.com/kalbimin-en-dogusunda-siiri/